Velorbis

Share

Bisiklet yolundaki levhalardan Norrebro işaretlerini takip ederek pedal çeviriyordum. Trafik ışıklarında durduğumda önümde kargo bisikleti ile bir anne ve minik bebeği, sol tarafımda bisiklet kurye, sağ tarafımda bir iş adamı, arkamı dönüp baktığımda ise onlarca kent insanı bisikletlerinin üstünde sabırsızca yeşil ışığın yanmasını bekliyorlar.

Kopenhag’da ulaşımın %50’den fazlası bisiklet ile gerçekleşirken ve şehrin üzerinde kurulu olduğu adaları birbirine bağlayan köprülerin üzerinden günde onbinlerce insan geçerken, kraliyet ailesinin şehir içinde gidecekleri yerlere bisikletle gitmesi olağan bir durumken elbette ülkenin başbakanının başka bir ulaşım aracı kullanması düşünülemez. Belki ben de Prenses Marie’yi görürüm diye dikkatle bakıyorum.

Benim vaktim vardı, çünkü Kopenhag’a gezmeye gelmiştim. Yeşil hemen yanmasa ve uzun uzun bisikletlere bakabilsem, hatta sahipleriyle sohbet edebilsem diye düşünüyorum. Evet, istediğim oluyor. Trafik ışığında bekleyen öyle uzun bir kuyruk varki, bir kısmı karşıya geçip yola devam etse de ben yeniden kırmızı ışığa takılanlardanım. Yanımdaki şık bayanın telefon konuşmasını duyuyorum “sevgilim birazdan yanındayım”. Bisiklet kurye telefonda ofisle konuşuyor olmalı “biraz trafik var, kırmızıya yakalandım, 5 dakikaya teslimatı yapmış olurum”. Ve yeşil yanıyor. Sağıma soluma bakarak ve elbette şehrin bu super sempatik bisiklet trafiğinin içinde yolun kenarında bir mağaza dikkatimi çekiyor. Burada öğrendiğim gibi sol elimi havaya doğru kaldırıp, arkamdaki bisikletlilere duracağımı haber verip, sağa geçip bisikletimi park ediyorum.

Velorbis

Mağaza dışarıdan çok davetkar, içeri giriyorum.

Şık deri çantalar, tasarım ürünleri bisiklet aksesuarları ve güzel çok güzel şehir bisikletleri. Mağazayı hayranlıkla gezdikten sonra pencerenin önündeki rahat deri koltuklara yerleşip bisiklet kitaplarının sayfalarını çevirmeye başlıyorum, çünkü bu bisiklet butiğinden çıkmak istemiyorum.

Bir süre sonra mağaza sahibi yanıma geldi ve sohbet etmeye başladık.

Danimarkalı Kenneth Bødiker, ortağı İsveçli Christian Linde ile 10 yıl önce Londra metrosunda yaşanan bombalı saldırıdan sonra neden Velorbis ‘i açtıklarını anlatmaya başlıyor.

“Biz Velorbis’te spor aletleri satmıyoruz, aksesuar satıyoruz. Bu yüzden bisiklet fuarları yerine moda show’larına ve defilelere katılıyoruz.  “

Kopenhag’da her köşe başında bir bisiklet dükkanı var (600 civarında). Bu dükkanlarda çoğunlukla Hollanda markası Batavus, İngiliz Raleigh veya İsveçli  Monarch marka bisikletler satılıyor; bu bisikletler uzak doğuda üretiliyor. Velorbis ise bisikletlerini Almanya’da bir aile işletmesinde üretmeyi seçmiş.

Danimarka’nın en büyük ve en yoğun tren istasyonuna bir kaç adım mesafede bulunan Velorbis, hava durumuna aldırmadan bisiklet kullanan Danimarkalılar için uygun bir bisiklet, dünyanın her hangi bir yerindeki bisiklet kullanıcısı için de uygundur felsefesini benimsemiş.

Kenneth ve Christian yıllar önce Londra’da Deloitte firmasında danışman olarak çalışırken tanışmış ve arkadaş olmuşlar.

7 Temmuz 2005 sabahı Londra’da yaşanan terör saldırısı ise hayatlarını değiştirmiş. Önce metroda sonra da otobüste patlayan bombalar yüzünden onlarca insane hayatını kaybederken Londra’da yaşanan kaos şehrin tamamını etkisi altına almış. Kenneth, her gün olduğu gibi otobüsle gitmiş ve ofise vardığında bir kaç saat önce 52 kişinin hayatını kaybettiğini ve 700 kişinin yaralandığını öğrenmiş. Christian ise her gün işe gitmek için kullandığı metroda bomba patladığını öğrendiğinde bir daha metroya binmeyeceğine yemin etmiş.

Kenneth ve Christian, diğer Londralılar gibi metro ve otobüs kullanmaktan kaçınarak işe gidip gelirken bisiklet satışları tavan yapmış ve etraflarında takım elbiseleri ile dağ bisikletine binip işe giden insanlar görmeye başlamışlar. Kenneth bu görüntünün ne kadar saçma olduğun düşünmüş ve bisiklet satmaya karar vermişler. Danimarka’da olduğu gibi Londralıların da şehir bisikleti ile tanışma zamanı gelmişti.

Yıllarca finans ve IT danışmanlık sektöründe öğrendiklerini kendi işleri için değerlendirme zamanı gelmişti. Risk analizini ve profesyonel tecrübelerini  bu sefer bisiklet için kullanarak stratejilerini hazırlamışlar.

Dünyada ortalama 150 milyon bisiklet üretiliyor ve bu bisikletlerin üçte ikisi Çin’de üretiliyor. Almanya’da EuroBike fuarında tanıştıkları Hindistan’dan bir üreticinin kendi tasarımlarını üretebileceklerine ikna olduklarında ilk 400 bisikletin siparişini vermişler. Websiteleri üzerinden tamamını kısa bir sürede satmışlar.

Velorbis’i açtıktan sonraki ilk dört yıl araştırma ve deneme yanılma yöntemi ile geçmiş. Almanya’da bir aile işletmesi ile anlaşmışlar ve üretimi Avrupa’ya taşımışlar.  Tasarımın yanı sıra ürünün kalitesinin de bağlı olduğu bir çok faktörü öğrenmişler. Geçtiğimi yıllarda üretilen bir serinin bazı parçalarında paslanma olduğunu fark ettiklerinde, Kopenhag’daki bisiklet park yerilerini gezip, paslanmış bisikletlere kartvizitlerini bırakıp, ücretsiz olarak parçaları değiştirecekleri mesajını bırakmışlar. Müşterilerine  para iadesi yapıp bisikletleri geri alabileceklerini söylemişler ama kimse bisikletini geri getirmemiş, çünkü kullanıcılar Velorbis’i sevmiş.

Velorbis’in ürünleri bugün 16 ülkede 72 mağazada satılıyor. Satışlarının büyük bir kısmı websitesi üzerinden yapılıyor. Bisikletlere, bisiklet sepetlerine ve çantalara mutlaka bakın derim.

Gardrobunuzda bir velorbis olmasını isterseniz, bisikletler ortalama 1000 Euro civarında satılıyor. Yolunuz Kopenhag‘a düşerse, Velorbis’ten bisiklet kiralayın ve şehrin güzelliklerini keşfedin. Kopenhag şehir turu rotası için tıklayın.

Türk bisiklet ve aksesuar üreticileri kullanıcılarının eğilimlerini anlamayı öğrenmeli artık. Bisiklet dükkanları, işe ve okula gitmek için bisiklet almaya gelen insanlara dağ bisikleti satmaktan vazgeçmeli. Stokları eritmek yerine kullanıcının ihtiyacına odaklanmalı.

2 Comments

aytaç 14/05/2016 - 10:00

Bisiklet için gayet ilham verici bir yazı.Ama keşke ‘deri’ ürünleri bu kadar beğeniyle ve özendirici bir şekilde anlatmasaydınız.Derileri canlı canlı yüzülen,sırf insanlar şık ve sağlam olsun diye öldürülen hayvanlar var.Bunları da görebilmek gerekir diye düşünüyorum.

Pınar Pinzuti 14/05/2016 - 10:14

Bir veganın, bir vejetaryenı haklı olarak eleştirmesini kabul ediyorum. Yazının deri ürünlerine olan özeni arttırması olarak yorumlanabileceğini düşünmemiştim. benim altını çizmek istediğim nokta piyasanın ihtiyaçlarını ve kullanıcıların beklentilerini okumayı ve anlamayı bilen markalardı..

Post Comment