Ara

Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu İzmir

Bisikletizm Bisikletli Ulaşım

Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu İzmir

Paylaş
yasanabilir kentler sempozyumu

Cumartesi sabahı bisiklete binmek yerine neden bilgisayar başına oturup bir sempozyum hakkındaki izlenimlerimi böyle uzun uzun  yazıyorum. Bunun 3 nedeni var:

1- Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu ilk kez geçen yıl İstanbul’da yapıldı. Eşim Paolo, bisiklet ekonomisi üzerine konuşmacı olarak katıldı. Bu yıl ikincisi İzmir’de yapıldı ve katılamayanlara izlenimlerimi aktarmak istiyorum.

2- Son katıldığım Sürdürülebilir Kentsel Ulaşım Sempozyumu sonrasında yazdığım yazı, okumasını çok arzu ettiğim kişilerden bazıları tarafından okunmuş ve yorumlarını yazının altına eklemişler.

3- Yerel yönetimler destek ve hibe aldıkları kurumlardan ancak, o bölgede yaşayan kişilerin görüşlerini aldıktan sonra onay almaya başlamışlar. “Vatandaştan” aktif olarak kent kararlarına katılmalarını bekliyorlar. Ben işkolik bir özel sektör çalışanı olarak mesai saatleri içinde zaten mekan ve zamanından haberdar olmadığım “halk günü”ne katılamadığım için yaşadığım kent ile ilgili görüşlerimi 4 yıldır bloğumda paylaşıyorum.

yasanabilir kentler sempozyumu

Yakın bir gelecekte yurtdışında olduğu gibi Türkiye’deki kamu kurumları da teknolojiyi kullanmaya başlayacaklar ve vergi mükelleflerine yani bizlere “müşteri” gibi yaklaşacaklar. CRM (müşteri ilişkileri yönetimi) uygulamaları ile sorumlu olduklarıbölgedeki insanları tanıyacak, anlayacak ve iletişim kuracaklar; sosyal medya dinleme araçları ile beklentilerimizi anlayacak, geri bildirimlerimizi toplayıp, analizler yapacaklar. Bunun olacağını biliyorum, çünkü ben bir bilişim sektörü çalışanıyım ve dünyanın tersine gitme şansımız yok.

Harcama kalemimin büyük bir kısmı vergi, ve ben aynı bir müşteri gibi verdiğim paranın karşılığında hizmet almak ve aldığım hizmetten memnun olmadığımda müşteri hizmetlerini aramak ve şikayet etmek veya memnuniyetimi bildirmek istiyorum.

İşte, bu yüzden blog yazıyorum. Facebook ve twitter’ın kısıtlanmış karakter sayısından kurtulup, blog yazamaya başlamayı hiç düşündünüz mü?

yasanabilir sehirler sempozyumu

20 Kasım Perşembe günü yapılacak Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu‘nun konusunun yaya ve bisikletli ulaşım olduğunu duyduğumda çok heyecanladım. Haftalar öncesine sosyal medyada etkinliğin duyrulmasına çalıştım. Sempozyum, İzmir Mimarlar Merkezi’nin bundan bir yıl önce restorasyonu tamamlanmış binasında yapılacaktı. Mimarların Evi, ne kadar güzel bir yer olmalıydı (ki gerçekten binanın iç mekanları çok kullanışlı ve güzel), eminim giriş kapısının önünde çok şık bir bisiklet park yeri dizayn etmişlerdir dedim kendi kendime sonra da emin olmak için mimarlar odasına bir tweet attım “bisikletimle geliyorum, nereye park edeceğim“. Sempozyumdan bir gün önce organizasyon sorumlusu sonra da mimarlar odası sorumlusu beni aradı ve bisiklet park yerlerinin olmadığını söylediler. Benden de seyyar veya sabit bir bisiklet park yeri temin etme konusunda yardım istediler. Hmmm.. Demek, mimarlar bu binayı tasarlarken, bu binaya bisikletli misafir beklemiyorlardı.

Sempozyuma kayıt yaptırmak üzere sabah erkenden orda olmam tavseye edildi, 350 küsür kişi katılım formunu doldurmuştu ve yer bulamama riskini almak istemiyordum. Bisikletimle birlikte binanın içine girdik, giriş salonunun bir kenarına yerleştik.

Sempozyumun 10 ülkeden 40 konuşmacısı vardı ve teknik aksaklıklar yüzünden sempozyum yaklaşık bir saat gecikme ile başladı. Oturumlar verilen zamanın çok üstünde vakit aldı ve yaya ve bisikletli ulaşım konulu Yaşanabilir Şehirler Sempozumu’nun bisiklet oturumu saat 18.00’de başladığında salondaki dinleyici sayısıyı az ve ben sabah 8.30’dan beri tüm konuşmacıları dinlemiş ve not almış biri olarak gerçekten yorgundum.

Yaşadığımız Şehirler bugünkü haliyle yaşanmaz durumda (aileler çocuklarını alıp baliyölere yerleşiyorlar, gücü yeten yaşlılar sayfiye evlerine taşınıyorlar vb ) peki 2050 yılında öngörüldüğü üzere dünya nufüsünün %70’i kentlerde yaşadığında nasıl hayatımızı sürdüreceğizden yola çıkılan sempozyum, çözümün “sürdürülebilir kentleşmede” olduğunu  belirtiyordu ve kentlerin için radikal kararlar alan politikalara ihtiyacı olduğunun altını çiziyordu.

Her yıl 1,3 milyon insan tafik kazalarında ve 3,2 milyon ise hareketsizlikten kaynaklanan hastalıklara yeniliyor ve ölüyorlar. Peki bu iki dehşet rakam neyi ifade ediyordu? Motorlu taşıt kullanan hareketsiz insanların ölümünün kaçınılmaz olduğu. Hemfikir miyiz?

Bundan 10 yıl önce kapalı yerlerde sigara içme yasağı geldiğinde hepimiz bunun mümkün olmayacağını düşündük. En azından benim gibi 10 küsür saat süren şehirlerarası otobüs yolculuklarında arka koltukta sigara içen yolcunun dumanını hava gibi soluyan kuşak için.

Artık insanlar Hilton gibi otel zincirleri yerine 192 ülkeye yayılmış Airbnb’de oda kiralamayı tercih ediyor. Gençler arasında otomobil ehliyeti almak artık bir statü sembolü değil; sahip olma arzusu içinde olunan şey ipad ve iphone 6.

Radikal kararlar,ileriyi gören politikacılar tarafından alınıyor:

bisiklet yolu

New York‘un en işlek caddesi trafiğe yıllar önce kapatıldı, Paris bisiklet paylaşım  sistemi, turistik gezi rehber kitabında “yapılması gereken 10 şey” içinde yer alıyor,Milano “car sharing”e öncelik verdi. Otomobil kullanabiliriz ama ona sahip olmak zorunda değiliz.

Pınar Mengüç’ün (sunumuna bayıldım) şehirlerdeki yaşanmışlığın korunmasınayönelik verdiği örnekleri çok beğendim. Kentte “süreklilik, ruh ve aidiyet” olmalı dedi ve isimlerin kazınmış olduğu ahşap bankın bir şehrin kimliği olduğunu söyledi.

Hayal gibi görünen ancak hayata geçmiş ve bugün hakkında çok konuştuğumuz iki konu; birincisi 20 yıl önce kuyrukyıldıza uzay aracı yerleştirme fikri  ve bugün televizyondan izlememiz. İkincisi ise Yılmaz Büyükerşen’in akademisyen arkadaşları ile hazırladığı Eskişehir Nasıl Olmalı kitabından yola çıkarak belediye başkanlığı görevini devraldıktan sonra Eskişehir’i hayal gibi bir şehir yapması. Zehirli Porsuk nehrinin içinden geçtiği ve orada yaşamak zorunda olanların şehri, Eskişehir, bugün, yaşanabilir şehirler sempozumunun “best-practice”i olarak gösteriliyor. Büyükerşen, siyaseti sevmediğini söyledi.

Siyaseti sevmediğini söyleyen diğer bir belediye başkanı da Aziz Kocaoğlu. İzmir’in  3 büyük sorunu ne ve neler yapılmalı sorusu kendisine yöneltildi. Kocaoğlu, İzmir Körfezi’nin temizlenerek yüzülebilir biz deniz olacağı müjdesini verdi. Tam o sırada elimi kaldırdım, ancak zaman yetersiz olduğu için oturum programında olsa da soru&cevap’a ayrılmış zamanlar bir şekilde yendi. İzmir’in göbeğindeki Kültür Park’tan fuar pavyonları kentin dışındaki yeni fuar alanına taşındıktan sonra acaba kentimizin tek büyük yeşil alanı bir Londra Hyde Park olabilir mi diyecektim. İş merkezlerinde insanların öğle tatillerinde çimlere uzanıp kitap okuyabileceği, çocukların bisiklete binebileceği, haftasonları frizbi oynayabileceğimiz bir yer.

bisiklet

Kent yöneticileri oturmunda bir de yabancı konuk vardı; Stockholm‘den. 1850’de dünyanın en pis şehri, bugün barınma,ulaşım, altyapı ve atık yönetimi ile uluslararası sempozyumlarda örnek şehir. Halk, politikada söz sahibi. Kent merkezindeki sıkışıklığı önlemek için 6 aylık bir pilot çalışma yapılmış ve merkeze giren araçlardan vergi alınmış. 6 ay sonra halka sorulmuş, devam edelim mi bırakalım mı. Halk, motorlu taşıtların merkeze girmemesinin bir avantaja dönüştüğünü kendi gözleri ile görünce devam edelim demiş. Stockholm’den gelen Gustaf Landahl, şehirdeki bisiklete binme oranını, enerji yönetimini, ısıtma yönetimini, C02 emisyonunu düşürmek için neler yaptıklarını anlattı ve konuşmasını tamamlarken işe nasıl gidip geldiğini söyledi:bisikletle.

Yılmaz Büyükerşen’in sorusunu ” Yöneticiler, şehri otomobiller için mi dizayn etmeli yoksa kent içinde yaşayan insanlar için mi?” ve somut çözüm yaklaşımını ” trafik ve çevre tek elden yönetilmeli”  beğendim.

danimarka

Kopenhag Başkonsolosu, sunumuna limanda denize atlayan bir gencin fotoğrafıile başladı. Yaşanabilir Kent olma yolunda güzel ve somut bir örnek daha: belediye ve diğer kamu çalışanları görevleri boyunca elektrikli otomobil kullanıyorlar. Fosil yakıtlı devlet zimmetinde araç yok! Elektrikli araçlar, aynı zamanda akıllı ve şarja taksanız bile sadece gece kentin tüketim seviyesi düştükten sonra şarj oluyor.Taksi şöforlerine yavaş ve ekolojik sürüş eğitimleri veriliyor;hem trafik kazalarının sayısı düşmüş hem de C02 emisyonu. Kopenhag, yeşil şehir olmayı o kadar çok sevmişki, şimdi artık bilgi ve tecrübelerini ihraç ediyorlar ve bunu ekonomik avantajadönüştürüyorlar.

Adını daha önce sık sık duyduğum ama ilk kez dinlediğim Erhan Öncü, Türkiye’deki ulaşım politikasının otomobil odaklı olduğunu söyledi ve bunun kanıtı olarak da otomobillerle arasının bozulmasını istemeyen yöneticilerin, yayalara yol yapmak için denizleri doldurmasını gösterdi. Otomobile karşı duramayanlar, denizi toprakla doldurur. Bisikletin, şehirlerde birinci ulaşım alternatifi olarak sunulması gerekiyor dedi. Otobüs ve tren de ama önce BİSİKLET.

Raylı sistemleri yapıp otobüs gibi kullandığımızı söyledi. Günde 20 bin yolcu kapasiteli metrobüsün İstanbulda 37bin yolcu taşıdığını; raylı sistemin ise sadece 12bin yolcu taşıdığını söyledi. Kapasitesinin çok üstünde yüklenilen ve sorunları bitmeyen İstanbul metrobüsünün, diğer tüm kentlere de kötü örnek olduğunu belirtti.

Kent projelerinden mimar, şehir plancıları gibi meslek  odalarının ancak karar alındıktan sonra haberdar olduğunu ve bu süreçlere uzmanların mutlaka dahil edilmesi gerekiyor dedi. Kesinlikle, katılıyorum!

Kent projelerine destek ve hibe sağlayan Avrupa Yatırım Bankası, Fransız Kalkınma Ajansı ve AB Ankara ofisi yetkililerine ise bir soru yöneltti:

Bu kadar çok para verdiğiniz yerel yönetimlerin projelerini denetliyor ve proje sonunda fayda-zarar sağlamasını yapıyor musunuz?

Banka ve ajanslar da bu konuda artık daha tecrübeli olduklarını ve finansman sağlamadan önce baktıkları kritelere yeni bir madde eklediklerini dile getirdiler: “bu proje hakkında orada yaşayan insanlar ne düşünüyorlar”. Halkın dahil edilmesi kriterlerden biri olmuş.

İzmir Kalkınma Ajansı, 2014-2013 kalkınma planının ulaşım ile ilgili olan stratejik kararlarını okudu: bisiklet kullanımının özendirilmesi ve yayalaştırma. Somut projeler hakkında bir bilgi verilmedi. Benim yine bir sorum vardı ancak zamanın yetersizliği yüzünden soru&cevap yine atlandı. Burdan soruyorum:

Yaşanabilir Kentler Sempozyumu, Embarq Sürdürülebilir Ulaşım Derneği ve İZKA izmir Kalkınma Ajansı tarafından organize edildi. Embarq çalışanları İstanbul’dan geldi. İzka çalışanları ise çok yakından. Peki, İzka çalışanlarının kaç tanesi sürdürülebilirlik hakkında konuşmaya yürüyerek veya bisikletle geldi?

Sonra sahneye akademisyen ve Sokak Bizim Derneği Kurucusu Kevser Üstündağ çıktı ve sordu: Bugün salonda bulunan kaç kişi ilkokuluna yürüyerek gidiyordu? Çoğunluk el kaldırdı. Peki, bugün hanginizin çocuğu okula yürüyerek gidiyor? Kimsenin. Sinop’ta trafik ışıklarının olmaması ve insanların hala yoldaki geçiş üstünlüğüne göz teması ile karar verdiğini biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum. Sinop, Türkiye’nin trafik ışıkları olmayan tek ili. GSMM-Gayrisafi milli mutluluğun ölçüldüğü Sinop’taki insanların mutluluğunun sırrı bu mu acaba?

Hindistan’dan konuşmacı Sarika Panda, Gurgaon şehrindeki Raahgiri gününden fotoğraflar paylaşıldığında ise her pazar caddelerin motorlu araç trafiğine kapatıldığı Bogota’yı hatırladım. Bogota halkı pazar günleri ulaşım için başka alternatifleri denedikten sonra bunu haftanın diğer günlerine de adapte ederek yaşayarak öğrendiler. Otomobilsiz bir hayatın mümkün olduğunu öğrendiler. Gurgaon’a geri dönüyorum. Raahgiri, car-free day başladıktan bir yıl sonra bölge insanın bu projeden mutluluk oranı %79. Kısa mesafede yaya ve bisikletli ulaşım %87 artmış. Ölçülebilir sonuçlar ve somut örnekler. Ne güzel.

 

Bir sonraki oturumun ismi Kadın Eli Değince idi. Sahnede kadınlar vardı: Konak Belediye Başkanı, Urla Belediye Başkanı ve Buca Belediye başkan yardımcısı. İlgiyle dinlemeye başladığım konuşmalardan bir süre sonra sıkıldım çünkü belediye binasının pencerelerine çiçek saksıları yerleştirmek bence belediyecilik değil. Moderatör, sürdürülebilir ulaşım hakkında yönendirici sorular sormadığı için konuşma sohbete döndü ve bence sempozyumun odak noktasından ayrı yerlerde de sonlandı. Acaba, sahnedeki dört kadının bisiklet hakkında konuşmamasının nedeni bisiklete binmediklerinden kaynaklanıyor olabilir miydi? Kadınların görünür olmaları gerektiğini söyledikten sonra gece sokakların aydınlatılmasının dışında başka bir alternatif çözümyok muydu onlar için? İzmir’de yapılan Süslü Kadınlar Bisiklet Turu‘na katılmış olsalardı, “egsoz kokusu yerine parfüm kokusu” sloganı ile kenti bisiklet dostu yapalım diyen kadınlara görünürlülük kazandırmış olmazlar mıydı?

 

Artık yorulmuştum ve salon da iyice boşalmıştı. Ve son panel konuşmaları yerlerini aldılar. Kocaeli Bisiklet Paylaşım Sistemi Sorumlusu Övünç Yılmaz aldı mikrofonu. 3 ay önce hayata geçen KOBİS istasyonlarının ve parkurunun neresi olması gerektiğinebelediye ve STK’lar birlikte karar vermişler. Yerleşim yerleri, iş merkezleri ve rekreasyon alanlarında bulunan bisiklet istasyonları hem ulaşım hem spor amaçlı kullanıcılara hitap etmek üzere yapılış. Bisim (İzmir bisiklet paylaşım sistemi)’den farklı olarak bisikletler ilk 30 dakika ücretsiz. Sunumun bence en çok ilgi çeken yeri Instagram’da #Kobis etileketi ile Kocaeli halkının paylaştığı fotoğrafların sunumda yer almasıydı. Demekki belediye bisiklet kullanıcılarını dinliyor ve izliyor. Mobese kameralarından değiş, sosyal paylaşım sitelerinden hem de! Kobis’in reklam posterleri şehir içindeki otobüslere asmışlar, Süper bir tanıtım çalışması. Bravo! Kocaeli’nin girişindeki büyük araç otoparkının yaına bisiklet istasyonu kurmuşlar, aracını bırakıp merkeze bisikletle ulaşabiliyorsun. Bravo! Kocaeli’nin hedefi istasyon ağını ilçelere de yaymak ve bisikletin daha geniş bir alanda erişilebilir olmasını sağlamak. ve yine Bravo!

Bisim sunumunu geçen hafta Kentsel Ulaşım Konferansı‘nda dinlemiştim. Arda Şekercioğlu, geçen haftaki sunum slaytlarından Bisim’in cirosunu ve  2015 yılı hedeflerinden milyon liralık hasılat beklentisini çıkarmış (blog yazımda bisiklet paylaşım sistemlerinin ciroya değil bisiklet kullanım sayısının artışına odaklanması gerektiğini yazmıştım, okumuş ve değişiklik yapmış. Demekki feedback’leri değerlendiren bir yönetici). Bisim istasyonlarının bulunduğu bisiklet yollarının bir kısmı mavi renge boyalı. Yurtdışında mavi renk sadece otoyol ve bisiklet yollarının buluştuğu kavşaklarda otomobil şoförlerinin dikkatini çekmek için kullanılır. Ancak İzmir’de yeni yapılan bisiklet yollarının tamamı mavi nedeni ise “İzmir’in sembolünün mavi olması”. İkna olmadım. Ayrıca bisiklet yollarının bazı bölümlerindeki mavi boya, ıslandığında tamamen kaygan bir yüzey haline geliyor ve bisikletlilerin kayıp düşmelerine yol açıyor. Bir kez düşen (ben mesela) o boyalı yerlerden yavaşlayarak geçmeyi öğreniyor ama bunu ancak düşüş tecrübesi ile öğrenmek bence çok yanlış.

Yetkilere de bir sorum vardı ancak bu sefer de bana söz verilmedi. Sorum şu: Sevgili Bisim yetkilileri, bahsettiğiniz 40 küsür km’lik kesintisiz bisiklet yolunda Bisim’den bisiklet kiralayıp, acaba hiç sürüş yaptınız mı? Bisiklet yolunun kesintisiz olmadığını, bisikletlerin de uzun mesafeler için uygun olmadığını ancak siz de bu yolları kullanarak görebilirsiniz. Oturumdan önce beni ve İzmir Bisiklet Derneği’ni ofisinize davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Ben fikrimi değiştirdim, bisiklet yolları ve bisiklet paylaşım sistemleri üzerine sohbetimizi bence bisiklet üstünde yapmalıyız. Gelin birlikte bisiklete binelim.

No Cycling, No More Exists! ile konuşmaya başlayan elbette bir Hollandalı’ydı. Velo Mondial’den Pascal Van den Noort, parasını bisiklet endüstrisinden kazanan binlerce hollandalıdan sadece bir tanesi. Dolayısıyla rahatlıkla “Kentler bisiklete yatırım yaparak ekonomileriniz güçlendirebilir” diyordu. Bisiklete yatırım yapmak sadece bisiklet yolları yapmak değildi,  A-B arasındaki mesefanin doğru planlanarak bisikletçi için minimalize edilmesi, kavşakların güvenli hale getirilmesi demekti. İnsan, zamanı ve parası değerli olduğu için bisikletli ulaşımı tercih eder, yolunu neden isteyerek uzatsınki. İnsanlar bir kez bisiklete binince, sonra her yere bisikletle gitmek istiyorlar. Onlara bu imkanı verin ve kent olarak tasarruflarınızla başka yatırımlar yapın.

Bugün bu sempozyuma bisiklet hakkında konuşmak için kaç kişi bisikletle geldi? Bisiklete binmeden nasıl sorunları görüp bisikletçiler için çözüm üretebilirsiniz? Peki yakın gelecekte bisiklete binmeyi düşünüyor musunuz?Bisiklete binmemenizin nedeni kendinizi güvende hissetmemeniz olabilir mi? Güvensizliğin nedeni araç trafiği ve saatte 80-90 km hızla kentte yol alan otomobiller olabilir mi? Peki yollar güvenli olsaydı bisikletle işe gider miydiniz? Yolların güvenli olması için ne zaman birşey yapmayı düşünüyorsunuz.

 

Etiketler:
Pınar Pinzuti

Blogger. Aktivist. Filolog ve Pedagog. Bisikletin dünyayı değiştirebileceğine inanıyor. İnandığı şey için ise gece gündüz çalışmayı çok seviyor.

  • 1

İlginizi Çekebilir

Yorum Yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *